Tuesday, October 06, 2020
7kasım 2019
Artık fotoğrafların ağlatmıyor, iyi bir his mi onu bile bilmiyorum. Kopup gidiyor hafızamdan anılar. Elini tutmak nasıldı, hatırlamak istemiyor beynim. İçimde bir özlem var, sana değil, ama kime olduğunu bilmiyorum. Kalbimde açtığın yaralar yavaş yavaş kapanıyor. Yara yerleri hissizleşiyor. Bilmiyorum bir daha sevecek miyim birini. Hiç korkmuyor kalbim, sevmek istiyor hiç katledilmemişçesine. Ama sevginin neresinden tutsa bilemiyor. Buhranlı duygular geçiyor, gidiyor. Yerini dumanlı bir hissizlik kaplıyor. Özlüyorum her gün başka birini. Artık içimdeki özlem baki. Çünkü kavuşacak kimsem yok.
Tuesday, February 12, 2019
Yabancı
Artık üzüldüğümde derdimi paylaşamayacak kadar uzaksın bana. Rahatsız etmekten çekindiğim bir yabancı gibi.
Thursday, October 18, 2018
hello darkness, my old friend.
sensiz güzeldi hayat. ama döndüm bi baktım ki sırf sen varsın. alışıktık zaten bu duruma. Madem gün gelip de hayat kendini tekrar edecekti, nedendi ki bu kadar umut? nedendi bu olumlu olma çabası, hayaller… madem gün gelecekti yine kalemin başına geçecektik, neden bıraktık ki kalemi? olan edebiyatımıza oldu. hamladı. cümle yapısını bozdu olumlu olma çabası. melankoli keyifliydi. neden onu değiştik hayallere, bir sevgiliye, mutlu olma ihtimaline? neyse ki gitmedi hiçbir zaman. hep bekledi yalnız olduğunu kabullendiğin anı.
Thursday, March 06, 2014
zaman.
Zaman bir bulut. Üstündeysen pofidik. İçindeysen sisli. Altındaysan ıslatır. Üstüne çıkmak için içine girmek gerek. Üstüne çıkmak da, her zaman aşağı düşebileceğini göze almak demek. Bu şekil.
Sunday, December 08, 2013
Önce yalnız olmayı öğreneceksin. Sonra sevmeyi hatırlarsın. Yalnızlaştıkça güçleneceksin belki, huzurun kaçacak bir süre. Ama yalnızlığı hissedeceksin dibine kadar. Herkes ne kadar savunmasızsa sen de o kadarını sindireceksin içine. Biri ipini salacak salacak denize doğru. Sen tam ulaştığında hop çekecek geri. Boğazın düğümlenecek, ağlayacaksın. O kadar yalnız olacaksın ki, yanlış anlaşılacaksın, açıklamaya halin kalmayacak. Gidene kadar herkes, zamk gibi yapışacaksın yerine. İfadesiz, coşkusuz. Ne zaman ki gidecek herkes, başlayacaksın bağır bağır ağlamaya. Önce yalnızlığa alışacaksın, sonra sevmeyi hatırlarsın.
Sunday, September 01, 2013
Thursday, July 07, 2011
Friday, April 29, 2011
Thursday, March 17, 2011
her şey çirkin. duygularım gibi. insanlar gibi. o kadar üzdük ki birbirimizi. hiçbir şeyin anlamı kalmadı şu dakikadan sonra. o beni düşünmezse, ben de seni düşünmem. herkes üzerine yıkılanın değil, ayakta dik duranın üstüne yıkıldı.
kullandık en yakın dostumuzu bile. sonra normların hizasına çektik şerefsizliğimizi, anlaşılmasın diye. kabullenemedik kötü olmayı. kabullenseydik eğer, bilirdik kime ne rengi yakıştıracağımızı. şimdiyse pürüzlerle dolu, buruşuk bir kağıt elimizde hayat.
kullandık en yakın dostumuzu bile. sonra normların hizasına çektik şerefsizliğimizi, anlaşılmasın diye. kabullenemedik kötü olmayı. kabullenseydik eğer, bilirdik kime ne rengi yakıştıracağımızı. şimdiyse pürüzlerle dolu, buruşuk bir kağıt elimizde hayat.
Sunday, February 06, 2011
Doğrular konusunda ciddi tereddütlerim var bu aralar. Doğru dediğin olguyu toplumu bastırmak isteyen bir takım otoriteler oluşturmakta, bizlerse ayak uydurmaktayız. Tabi özgür düşünceli kesimimiz kendine göre uyarlamakta bu doğruları, ama yine de yeterli değil gibime geliyor bazı bazı. Yani sınırlar içerisinde yine çağının modasına göre belirlediğin davranış biçimlerini izliyorsun, yanlış mıyım?
Kendine yalan söylemek mi, başkalarına yalan söylemek mi? Gerekliyse illa ki, başkalarına yalan söylemek galiba. Yoksa kendine söylediğin binbir türlü yalan varken zaten, bir de başkalarını bulaştırmamak mı lazım acaba?
Kavramlar konusunda büyük sıkıntıları var bu yetişkinlerin, benim dünyamda hiç hoş karşılanmayan, tedirginlik yaratan belirsizlikler.
Mülkiyetçilik bencillik midir? Yoksa insancıl bir duygu mu? Bir insanı sevmekle ona ait olmak arasındaki bu koca fark nereden gelmekte? O kadar soyut ki, düşünürken beynin uyuşabilir.
Kedim bile sokak kedileri paçama sürtündüğünde bunu kaldıramazken, bizler nasil kaldırabiliriz ki? Nasıl inandırıcı olabilir cümleler?
Kendine yalan söylemek mi, başkalarına yalan söylemek mi? Gerekliyse illa ki, başkalarına yalan söylemek galiba. Yoksa kendine söylediğin binbir türlü yalan varken zaten, bir de başkalarını bulaştırmamak mı lazım acaba?
Kavramlar konusunda büyük sıkıntıları var bu yetişkinlerin, benim dünyamda hiç hoş karşılanmayan, tedirginlik yaratan belirsizlikler.
Mülkiyetçilik bencillik midir? Yoksa insancıl bir duygu mu? Bir insanı sevmekle ona ait olmak arasındaki bu koca fark nereden gelmekte? O kadar soyut ki, düşünürken beynin uyuşabilir.
Kedim bile sokak kedileri paçama sürtündüğünde bunu kaldıramazken, bizler nasil kaldırabiliriz ki? Nasıl inandırıcı olabilir cümleler?
Wednesday, January 26, 2011
Tuesday, January 18, 2011
Saturday, January 08, 2011
Sunday, December 26, 2010
Wednesday, December 22, 2010
bugün yine anlamsızlaştı birden her şey. Baktım etrafıma yine gözlerim dolu dolu. hava bulutlu. ışığı açmadım, oturdum loş odada. evet bir oda vardı, ben içindeydim, nerden çıktı bu oda şimdi? oda benimmiş, koltuk benimmiş. ekran benimmiş. her yerde açtığım hesaplar, her yerde şifreler. ekran benden daha çok sahiplenmiş.
çay yaptım, içine çay koymayı unuttum bugün. kafamda bir duman, göz gözü görmüyor. yadırgadım yine her şeyi bugün.
adım nehirmiş, yaşım 23 olmuş. öyle dediler.
çay yaptım, içine çay koymayı unuttum bugün. kafamda bir duman, göz gözü görmüyor. yadırgadım yine her şeyi bugün.
adım nehirmiş, yaşım 23 olmuş. öyle dediler.
Tuesday, December 21, 2010
Subscribe to:
Posts (Atom)