Sunday, November 30, 2008
312
Hayata karşı, sevdiklerine karşı bile.
Ağırdan almak lazım.
Yürüdüğün yolu, yediğin yemeği, öpücüğünü...
Adımlarının arasındaki boşluğu bile hissetmek lazım yeri geldiğinde.
Tükenmemek lazım bu sokaklara karşı.
Arada belki gözlerini kapatmak lazım hissetmek için
Kentin sesini, evinin kokusunu, dokunduğun dudakların buğusunu
Arada bağırmak lazım yastığa kafayı gömerek
Bilmek lazım ki,
Gördüğümüzden farklı görünüyor siluetimiz,
Algılarımızdan kopup gidiyor arada bu hayat
Ve biz her dakikasında bölünüyoruz 312 kişiliğe
Sağlam basmak lazım bulutlara
Hem yerde yürürmüşçesine dik ve kararlı
Hem havada uçarmışçasına mutlu ve farklı
Harcamak lazım cepteki parayı dosta alınan bir paket sigara için
Sevgiliye ısmarlanan bir bira için
Yalnız gününde gittiğin bir sinema filmi için..
Kendine kızmamak lazım her şeyi güzel görmek istediğin için
Bakıp dalganı geçmek lazım güzel görünemeyenler için
Gülmek lazım fotoğraflarda yeri geldiğinde
Bizden sonrakileri kandırıp hayatı onlara da kakalamak için=)
Kokun geliyor burnuma içerde bulmaca çözerken
Balkona çıkıyorum,
Güneş açmış bir an için
Güneş senin peşinden gidiyor
Bulutlar benim menekşelerime gölge düşürüyor...
Gittiğin yolda güneş yağmuru siliyor
Ben balkonumda seni izliyorum
Menekşelerim güneşini izliyor
Seviyoruz seni, güneşini, hüznünü, gidişini...
Sunday, October 26, 2008
Çıktığın yol, bitmemek üzere.Bulmak; amacın sandığın. İsteğin; amacının yöneticisi.İçindeki iyinin, kötünün vücut bulduğu noktasın. Toplumun, ailenin, arkadaşlarının kaldırabileceği kadar iyisin, ya da kötüsün. İnsan olma Yolunda düşünce gücünün kontrolünü öğrenmeye adanmış yıllarının bütünüsün. İşte bu başlayan yolda, seçimlerin seni "SEN" yapacak
Monday, October 06, 2008
yenilenmek üzerine
Saturday, September 27, 2008
sonsuzluk
Friday, April 11, 2008
Ludwig Van Beethoven- Piano Sonata No. 14 in C sharp minor
Tuesday, March 25, 2008
Sıfatların Sıfatsızlığı
Defalarca alışmaya çalışmak.
Daha önce de yaptığın gibi
Herkesin her zaman yaptığı gibi...
Alışmanın aşağılayıcı gücünün
Bir daha yüzüne çarptığı,
Gözlerini yakan sinirin
İğrenç bir gülümsemeyle kamufle edildiği bir gün.
Dolup taşan kibirinin
Tiz bir kahkahayla patladığı,
Sevilmeyen...
İstenmeyen...
Yüzsüz...
Öyle bir gün işte...
Friday, March 14, 2008
Yedi Yıl
Tuesday, February 26, 2008
Saturday, February 23, 2008
13 şubat 2007
Tuesday, February 12, 2008
Seven Years
A little girl with nothing wrong
Is all alone
Eyes wide open
Always hoping for the sun
And she'll sing her song to anyone that comes along
Fragile as a leaf in autumn
Just fallin' to the ground
Without a sound
Crooked little smile on her face
Tells a tale of grace
That's all her own
Spinning, laughing, dancing to her favorite song
A little girl with nothing wrong
And she's all alone
Norah Jones
Sunday, February 10, 2008
TUHAFLIK
Ne tuhaf her tarafım
Titreye titreye titreye
Ne tuhaf ölüyorum
Tuhafiye dükkanıyım sanki
Tuhaf bir aşk kalmış içimde
Gözüm arkama tuhaf bakacak.
CAN YÜCEL
NEGOCU
İki nokta arasında kestirme.
Kahveyle ev-
Ayakların seni yürür
Sen ayaklarını yürürsün
Bağrına bir sancı yapışır.
Düşersin yere, kaldırırlar
Bakarsın yüzlerine, İnsanlar!
Demek ki sen hala aşıksın!...
Kendime değil elbet...
CAN YÜCEL
Thursday, January 24, 2008
Kişiyi ölümsüz kılan bir handikap varsa o da içindeki enerji olsa gerek. Hayata milyonlarca şans tanıyan, mor ışıklar saçan, parıldayan bir enerji içimdeki. Hiç tükenmese, sonsuzluk vaad ettiğini fısıldıyor her dakika. Bir ışık demeti var sürekli dönüyor. Ortası sabit. Yaşam orada vuku buluyor. Orada sürüp gidiyor. En monotonundan... ama etrafını çevreleyen enerji benim, ve o enerji ölümsüz. Bende olduğu sürece ben de ölümsüzüm.
The Glass Womb- Mors Principium Est
Saturday, December 29, 2007
yıkıntılar arasında dolaşırken yarattığı güzelim heykelciklerin öylece yerlerde kırgın yatıvermesine ağlarmış heykeltraş. Tek tek elleriyle oyduğu o taş parçalarının virane olmuş güzelliklerine bakar. Kendine ağlar heykeltraş. Elleriyle teker teker anlam verdiği her zerrenin bu kadar değersiz kılınmasına ağlar. Dokunduğu herşeye böylesine can verirken, böylesine değerli kılarken nasıl olur da bu hale gelir dünyası? Anlayamaz... anlayamaz kimlerin, neden, ne ara eskittiğini. Mevsimler gelir geçer, heykeltraş öylece kalır zamanın bir köşesinde. Diz çöker, tozları avcuna alıır sonra elini yumruk yaparak akışını izler. Zamanın bir köşesine takılıp kalmış heykeltraş. O yaratmış, insanlar yıkmış. Anlam katmış herşeye ruhundan, heykeltraş. Ama anlamamış ki kimse... anlamları da anlamsızlaştırmış, çarpıtmış, yok etmiş, hiç olmamış gibi davranmış birileri. Kum saati bir köşede dönüp durmuş heykeltraşın bir avcundan diğerine...ve sonra ötekine...
Fon: moonlight sonata- ludwig van beethoven
Monday, December 03, 2007
Fon müziği: Gotan project meet chet baker- round about midnight
Sunday, November 04, 2007
Jillian- within temptation
to find a meaning to understand.
The secret of life,
why am I here to try again?
Will I always, will you always
see the truth when it stares you in the face?
Will I ever, will I never free myself
by breaking these chains?
I'd give my heart, I'd give my soul.
I'd turn it back, it's my fault.
Your destiny is forlorn,
have to live till it's undone.
I'd give my heart, I'd give my soul.
I'd turn it back and then at last I'll be on my way.
I've been living for so long,
many seasons have passed me by.
I've seen kingdoms through ages
rise and fall, I've seen it all.
I've seen the horror, I've seen the wonders
happening just in front of my eyes.
Will I ever, will I never free myself by making it right?
Jillian our dream ended long ago.
All our stories and all our glory I held so dear.
We won't be together
for ever and ever, no more tears.
I'll always be here until the end.
Jillian, no more tears
Jillian, no more tears
Thursday, November 01, 2007
sonsuzluk
bazen kendini hissetmek için zorlamak ne kötü bir duygu. Ne aşağılık, ne yapmacık bir duygu... hissizliğe mahkum eden bir yığın içinde saçma bir yaprak. Oradan oraya uçuşan, üzerine son duygularını yazdığın bir yapraksın. Yağmur yağıyor, mürekkepler akıyor, yazılar ebediyen kanalizasyona karışıyor. Sondan bir önceki hissini de yitiriyorsun. Geriye sadece tek Bir şey var elinde; o da boşluk. Boşluk hissinin bütünüsün sen. Boşluğu dolduran koca bir boşluk. Havanın içinde ters yöne süzülen bir hava. Yağmur damlalarının en hüzünlüsü. Asfalta kavuşmadan önce son gözyaşını döken...
Sunday, October 21, 2007
UNTITLED
Bu dünya fazla. İnsanlara fazla. Algılarına fazla gelen bir dünyada, aptallaşarak kimi nasıl üzeceğini şaşıran insanlar yığını... zekasının yapabildiklerine şaşırmış kalmış, afallamış tanrılara fazla bu dünya. Kafasında baloncuklar oluşmuş, hırs bürümüş gözlerini. Öç almak istiyor. Neyden? Bilinmez... yıpratıyor insanları tek tek, umursamadan. Üstlerine basıp geçerek. Bastıkça üstlerine, bir karış aşağıya iniyor yer yüzünden. Yere yaklaştıkça asfaltın sıcaklığı vuruyor yüzüne. Sonunu hazırlıyor. Ve o sona giderken teker teker düşürüyor insanları. Göz yaşları akıyor asfalta, kurbanlarının. Onun tek istediği, sıcak asfaltta yanmamak. Akan gözyaşları ona hizmet ediyor. Asfalt soğuyor. Göz yaşları birikiyor. Kahramanı boğuyor.
