Sunday, February 06, 2011

Doğrular konusunda ciddi tereddütlerim var bu aralar. Doğru dediğin olguyu toplumu bastırmak isteyen bir takım otoriteler oluşturmakta, bizlerse ayak uydurmaktayız. Tabi özgür düşünceli kesimimiz kendine göre uyarlamakta bu doğruları, ama yine de yeterli değil gibime geliyor bazı bazı. Yani sınırlar içerisinde yine çağının modasına göre belirlediğin davranış biçimlerini izliyorsun, yanlış mıyım?
Kendine yalan söylemek mi, başkalarına yalan söylemek mi? Gerekliyse illa ki, başkalarına yalan söylemek galiba. Yoksa kendine söylediğin binbir türlü yalan varken zaten, bir de başkalarını bulaştırmamak mı lazım acaba?
Kavramlar konusunda büyük sıkıntıları var bu yetişkinlerin, benim dünyamda hiç hoş karşılanmayan, tedirginlik yaratan belirsizlikler.
Mülkiyetçilik bencillik midir? Yoksa insancıl bir duygu mu? Bir insanı sevmekle ona ait olmak arasındaki bu koca fark nereden gelmekte? O kadar soyut ki, düşünürken beynin uyuşabilir.
Kedim bile sokak kedileri paçama sürtündüğünde bunu kaldıramazken, bizler nasil kaldırabiliriz ki? Nasıl inandırıcı olabilir cümleler?

Wednesday, January 26, 2011

Bir insanın aklından geçenleri asla tahmin edemezsin. kendi aklından geçecekleri tahmin edemeyeceğin gibi, geçmişleri unuttuğun gibi. belirsizliktir yaşam. düz bir zemine dökülmüş bir sıvı gibi yayılarak ilerleyen.

Tuesday, January 18, 2011

sefer vakti gelir de ayrılamazsan limandan
demir alır sevdik sevmedik
bakarsın arkasından
çökersin bir banka
yakarsın bir sigara
atarsın kolunu omzuna
Medet umarsın ait olsun diye sana

Saturday, January 08, 2011

Belki daha sevgisizdim senden önce. Ama dikti omuzlarım. Kimseye ölmedim ben, beni sevsin diye. Şimdi ise paçalarına sürtünmeden geçersem içim acıyor resmen. Sıkıyor canımı bu bitmişliğin. Sevmiyorum seni eskitenleri.

Sunday, December 26, 2010

En son baktığın yerde bulacaksın kesin. En son baktığın yer, bulduğun yerdir, ama nedensiz ki en son bakacağın yer değil. Aramaya devam edeceksin bulduğun halde, saçma.

Wednesday, December 22, 2010

bugün yine anlamsızlaştı birden her şey. Baktım etrafıma yine gözlerim dolu dolu. hava bulutlu. ışığı açmadım, oturdum loş odada. evet bir oda vardı, ben içindeydim, nerden çıktı bu oda şimdi? oda benimmiş, koltuk benimmiş. ekran benimmiş. her yerde açtığım hesaplar, her yerde şifreler. ekran benden daha çok sahiplenmiş.
çay yaptım, içine çay koymayı unuttum bugün. kafamda bir duman, göz gözü görmüyor. yadırgadım yine her şeyi bugün.
adım nehirmiş, yaşım 23 olmuş. öyle dediler.

Tuesday, December 21, 2010

olay, kaş, göz, burun, el ,kol değil. olay, elin, kolun, kaşın gözün, burnun... hepsi o kadar yerinden emin ki, ne eksik ne fazla. hepsi hüznünün parçaları. hepsi şapşal, hepsi dünyayı yadırgamakta.

Sunday, December 19, 2010

büyümek, cevabı alınamayan sorular sorma özgürlüğü elde etmektir.

Tuesday, December 14, 2010

bugün, sana sarılmamak için ellerim cebimde gezdim hep.
vallahi ellerime kramp girdi.
yarın da kolları kasan bir ceket giymeyi planlıyorum,
kaldıramayayım kollarımı da
bir günü daha kotaralım diye.

Tuesday, December 07, 2010

ben severim hayatı, hayat beni sevmedikçe...

Friday, December 03, 2010

gibi adam

Sıfatları bile soyutlamış,
Ne dediği anlaşılmıyor.
Varmış, yokmuş ne yazar?
Boşu, dolusundan daha çok can yakıyor.
Bir adım atıyor sonsuzluğa,
Hiç yol almamış gibi yapıyor.
Sonra dönüp arkasına,
Uzaklaşmış gibi bakıyor.
Gibilemekten yorgun kalbi.
Gidiyor gibi gibi.
Aa yine mi sen geldin?

Tuesday, November 30, 2010

sürgün

o kitabı da kapat gitsin, sıkışsın sayfalar, kıvrılsın, kabarık kalsın kitap ne yazar... yeter ki acele et. acele et ve kapat şu kitabı. buruşmuş, yırtılmış ne farkeder? kitap kitap kalır nihayetinde. yıpranmış, solmuş kimin umurunda?
kapat artık, gözlerini dolduruyor işte, görmüyor musun? sana fazla o kitap, belki de eksik. belki de geçmiş, belki gelecek. ama şu an değil. daha fazla yıpranmadan, yıpratmadan kapat o kitabı. ellerin üşümez mi bu bomboş, karanlık odada? at yere artık şu kitabı. o sensiz olsa da hikayeler taşımakta her sayfasında. sense mülkiyet fikrine takılıp kalmışsın, okumasan da elinde dursun kitap, bunu mu istiyorsun? başucunda işte, bilmiyor musun? kapat artık o kitabı, sararıyor, soluyor, görmüyor musun?
çorak bir dal olsaydım şayet; suya değil, sana doğru ölürdüm yine de.

Saturday, November 27, 2010

zaman geçer, yıllar geçer. hayatına yenilikler çöker, hayatından koşar kaçaz bazı sıfatlar. sen değiştin sanırsın. duyguların büyüdü sanırsın. yaşanmışlıkların var sanırsın, onlar yeterli sanırsın hep. sonra gider hep benzer bi yüze bakarsın, benzer sokaklarda. aynı kokularda kafanı çevirir bakarsın. sonra hayatının versiyonlarını izlemeye başlarsın, küfrederek. yıpranmış ama değişmemiş bir sen olarak dönüp aynı şarkıları dinler, aynı acıların versiyonlarını yaşarsın. aynı dersleri çıkarır kaybetmek üzere kağıt parçalarına yazarsın. ufak ufak geri basar hayat bazen.

Friday, November 26, 2010

içimde şişirilmiş bir balon, tüm oraganlarımı vücudumun çeperine yapıştırmış. kaçacak yer kalmamış, balon şişmeye devam etmekte. dışarıdan kontrol altında görünüyor herşey. ama nefeslerim derinleşmekte her vakit, sabırsızlığım sessiz. koşar adım kaçsam da kimse görmese. bir durakta patlasa içimdeki şu beyaz balon, çalkalansa içim sonra biraz, hiçbir şey kalmasa içimde. temizlense, sepya bir fotoğraf kadar huzur dolsa, dursa bir durakta, durak durmasa.

Thursday, November 25, 2010

ne çaldığın saz, ne sözün
ne ağlamaktan akan gözün,
ne de özün

Onlar senden ibaret,
yalnızlıktan ibaret

elin hep soğuk,
orada biri var
biri yok
belki de bir boşluk
sonsuzluk
sessizlik
hissizlik

kapından geçen ayak sesleri
kapında duraklayıp seni görmeyen

Monday, November 22, 2010

Sen bana sen desen de
Demesen de olur.
Ama ben sana sen diyeceğim
Düşün dur.

Özdemir Asaf

Friday, November 19, 2010

"Yerçekimine karşı gelip uçabilmek, birine duyduğun sarılma hissiyle başedebilmekten daha kolay."
demiş. pek doğru demiş.

Sunday, November 14, 2010

öyleymiş

Bir ben varmış belki,
belki de yokmuş,
bilmiyorum ki.
çok mu kafamı karıştırmış,
yolları mı şaşırmış?
Yoksa doğru yolda taklalar mı atmış,
onu doğru yol sanmış da doğru yolundan mı sapmış?
doğru yol var mıymış?
varsa onun yolu bile değilmiş.
yoksa zaten hiç kimsesizmiş.
Şaşkın bakakalmış bir çığ gibi bakakalamamış.
kapanmış gözler. kapanmış saçlar, saçlara kapanmış.
karışmış.
çağ gelmiş, çağırmışlar.
çağırılmışlar dost meclisine.
kapanmış gözler, kapanmış saçlar birbirine.
eller varmış iki yanda kalmış,
iki ayrı çiftten 2 çift el olmuş,
bir bedenmiş.
orada dururmuş.
konuşmuş, susmuş,
susunca söylediği çokmuş.
çok söyleyince doğrulmuş,
kalkmış gitmiş yoluna koyulmuş.
yol onun muymuş?
yoldan geçen o muymuş?
onun muymuş?
kapanmış gözler, saçlar kapanmış birbirine...

Aaaaa!

Bir Süleyman gördüm hiçbir yanı kımıldamıyor
Oturmuş bir iskemleye
Pek de oturmuşluğu yok iskemle ayaksız
O nasıl şey, bu adam soyut mu ne
Baksan bir ilgisi var elleriyle
Uzamış uzamış uzamış doğrusu elleri
Sevmeye domuzlanıyor gittikçe
Konuştum konuşmuyor
Dürttüm dürtülmüyor
Kızdım, bir bıçak salladım karnına
Aaaa!
Yok yahu bana mısın demiyor

Şaşırdım, yokladım kendimi iyice
Bir çağ mı değiştik sabah sabah ne
Artık ölüm insanlardan olmuyor.

Edip Cansever