her şey çirkin. duygularım gibi. insanlar gibi. o kadar üzdük ki birbirimizi. hiçbir şeyin anlamı kalmadı şu dakikadan sonra. o beni düşünmezse, ben de seni düşünmem. herkes üzerine yıkılanın değil, ayakta dik duranın üstüne yıkıldı.
kullandık en yakın dostumuzu bile. sonra normların hizasına çektik şerefsizliğimizi, anlaşılmasın diye. kabullenemedik kötü olmayı. kabullenseydik eğer, bilirdik kime ne rengi yakıştıracağımızı. şimdiyse pürüzlerle dolu, buruşuk bir kağıt elimizde hayat.
Thursday, March 17, 2011
Sunday, February 06, 2011
Doğrular konusunda ciddi tereddütlerim var bu aralar. Doğru dediğin olguyu toplumu bastırmak isteyen bir takım otoriteler oluşturmakta, bizlerse ayak uydurmaktayız. Tabi özgür düşünceli kesimimiz kendine göre uyarlamakta bu doğruları, ama yine de yeterli değil gibime geliyor bazı bazı. Yani sınırlar içerisinde yine çağının modasına göre belirlediğin davranış biçimlerini izliyorsun, yanlış mıyım?
Kendine yalan söylemek mi, başkalarına yalan söylemek mi? Gerekliyse illa ki, başkalarına yalan söylemek galiba. Yoksa kendine söylediğin binbir türlü yalan varken zaten, bir de başkalarını bulaştırmamak mı lazım acaba?
Kavramlar konusunda büyük sıkıntıları var bu yetişkinlerin, benim dünyamda hiç hoş karşılanmayan, tedirginlik yaratan belirsizlikler.
Mülkiyetçilik bencillik midir? Yoksa insancıl bir duygu mu? Bir insanı sevmekle ona ait olmak arasındaki bu koca fark nereden gelmekte? O kadar soyut ki, düşünürken beynin uyuşabilir.
Kedim bile sokak kedileri paçama sürtündüğünde bunu kaldıramazken, bizler nasil kaldırabiliriz ki? Nasıl inandırıcı olabilir cümleler?
Kendine yalan söylemek mi, başkalarına yalan söylemek mi? Gerekliyse illa ki, başkalarına yalan söylemek galiba. Yoksa kendine söylediğin binbir türlü yalan varken zaten, bir de başkalarını bulaştırmamak mı lazım acaba?
Kavramlar konusunda büyük sıkıntıları var bu yetişkinlerin, benim dünyamda hiç hoş karşılanmayan, tedirginlik yaratan belirsizlikler.
Mülkiyetçilik bencillik midir? Yoksa insancıl bir duygu mu? Bir insanı sevmekle ona ait olmak arasındaki bu koca fark nereden gelmekte? O kadar soyut ki, düşünürken beynin uyuşabilir.
Kedim bile sokak kedileri paçama sürtündüğünde bunu kaldıramazken, bizler nasil kaldırabiliriz ki? Nasıl inandırıcı olabilir cümleler?
Wednesday, January 26, 2011
Tuesday, January 18, 2011
Saturday, January 08, 2011
Sunday, December 26, 2010
Wednesday, December 22, 2010
bugün yine anlamsızlaştı birden her şey. Baktım etrafıma yine gözlerim dolu dolu. hava bulutlu. ışığı açmadım, oturdum loş odada. evet bir oda vardı, ben içindeydim, nerden çıktı bu oda şimdi? oda benimmiş, koltuk benimmiş. ekran benimmiş. her yerde açtığım hesaplar, her yerde şifreler. ekran benden daha çok sahiplenmiş.
çay yaptım, içine çay koymayı unuttum bugün. kafamda bir duman, göz gözü görmüyor. yadırgadım yine her şeyi bugün.
adım nehirmiş, yaşım 23 olmuş. öyle dediler.
çay yaptım, içine çay koymayı unuttum bugün. kafamda bir duman, göz gözü görmüyor. yadırgadım yine her şeyi bugün.
adım nehirmiş, yaşım 23 olmuş. öyle dediler.
Tuesday, December 21, 2010
Tuesday, December 14, 2010
Tuesday, December 07, 2010
Friday, December 03, 2010
gibi adam
Sıfatları bile soyutlamış,
Ne dediği anlaşılmıyor.
Varmış, yokmuş ne yazar?
Boşu, dolusundan daha çok can yakıyor.
Bir adım atıyor sonsuzluğa,
Hiç yol almamış gibi yapıyor.
Sonra dönüp arkasına,
Uzaklaşmış gibi bakıyor.
Gibilemekten yorgun kalbi.
Gidiyor gibi gibi.
Aa yine mi sen geldin?
Ne dediği anlaşılmıyor.
Varmış, yokmuş ne yazar?
Boşu, dolusundan daha çok can yakıyor.
Bir adım atıyor sonsuzluğa,
Hiç yol almamış gibi yapıyor.
Sonra dönüp arkasına,
Uzaklaşmış gibi bakıyor.
Gibilemekten yorgun kalbi.
Gidiyor gibi gibi.
Aa yine mi sen geldin?
Tuesday, November 30, 2010
sürgün
o kitabı da kapat gitsin, sıkışsın sayfalar, kıvrılsın, kabarık kalsın kitap ne yazar... yeter ki acele et. acele et ve kapat şu kitabı. buruşmuş, yırtılmış ne farkeder? kitap kitap kalır nihayetinde. yıpranmış, solmuş kimin umurunda?
kapat artık, gözlerini dolduruyor işte, görmüyor musun? sana fazla o kitap, belki de eksik. belki de geçmiş, belki gelecek. ama şu an değil. daha fazla yıpranmadan, yıpratmadan kapat o kitabı. ellerin üşümez mi bu bomboş, karanlık odada? at yere artık şu kitabı. o sensiz olsa da hikayeler taşımakta her sayfasında. sense mülkiyet fikrine takılıp kalmışsın, okumasan da elinde dursun kitap, bunu mu istiyorsun? başucunda işte, bilmiyor musun? kapat artık o kitabı, sararıyor, soluyor, görmüyor musun?
kapat artık, gözlerini dolduruyor işte, görmüyor musun? sana fazla o kitap, belki de eksik. belki de geçmiş, belki gelecek. ama şu an değil. daha fazla yıpranmadan, yıpratmadan kapat o kitabı. ellerin üşümez mi bu bomboş, karanlık odada? at yere artık şu kitabı. o sensiz olsa da hikayeler taşımakta her sayfasında. sense mülkiyet fikrine takılıp kalmışsın, okumasan da elinde dursun kitap, bunu mu istiyorsun? başucunda işte, bilmiyor musun? kapat artık o kitabı, sararıyor, soluyor, görmüyor musun?
Saturday, November 27, 2010
zaman geçer, yıllar geçer. hayatına yenilikler çöker, hayatından koşar kaçaz bazı sıfatlar. sen değiştin sanırsın. duyguların büyüdü sanırsın. yaşanmışlıkların var sanırsın, onlar yeterli sanırsın hep. sonra gider hep benzer bi yüze bakarsın, benzer sokaklarda. aynı kokularda kafanı çevirir bakarsın. sonra hayatının versiyonlarını izlemeye başlarsın, küfrederek. yıpranmış ama değişmemiş bir sen olarak dönüp aynı şarkıları dinler, aynı acıların versiyonlarını yaşarsın. aynı dersleri çıkarır kaybetmek üzere kağıt parçalarına yazarsın. ufak ufak geri basar hayat bazen.
Friday, November 26, 2010
içimde şişirilmiş bir balon, tüm oraganlarımı vücudumun çeperine yapıştırmış. kaçacak yer kalmamış, balon şişmeye devam etmekte. dışarıdan kontrol altında görünüyor herşey. ama nefeslerim derinleşmekte her vakit, sabırsızlığım sessiz. koşar adım kaçsam da kimse görmese. bir durakta patlasa içimdeki şu beyaz balon, çalkalansa içim sonra biraz, hiçbir şey kalmasa içimde. temizlense, sepya bir fotoğraf kadar huzur dolsa, dursa bir durakta, durak durmasa.
Thursday, November 25, 2010
Monday, November 22, 2010
Friday, November 19, 2010
Sunday, November 14, 2010
öyleymiş
Bir ben varmış belki,
belki de yokmuş,
bilmiyorum ki.
çok mu kafamı karıştırmış,
yolları mı şaşırmış?
Yoksa doğru yolda taklalar mı atmış,
onu doğru yol sanmış da doğru yolundan mı sapmış?
doğru yol var mıymış?
varsa onun yolu bile değilmiş.
yoksa zaten hiç kimsesizmiş.
Şaşkın bakakalmış bir çığ gibi bakakalamamış.
kapanmış gözler. kapanmış saçlar, saçlara kapanmış.
karışmış.
çağ gelmiş, çağırmışlar.
çağırılmışlar dost meclisine.
kapanmış gözler, kapanmış saçlar birbirine.
eller varmış iki yanda kalmış,
iki ayrı çiftten 2 çift el olmuş,
bir bedenmiş.
orada dururmuş.
konuşmuş, susmuş,
susunca söylediği çokmuş.
çok söyleyince doğrulmuş,
kalkmış gitmiş yoluna koyulmuş.
yol onun muymuş?
yoldan geçen o muymuş?
onun muymuş?
kapanmış gözler, saçlar kapanmış birbirine...
belki de yokmuş,
bilmiyorum ki.
çok mu kafamı karıştırmış,
yolları mı şaşırmış?
Yoksa doğru yolda taklalar mı atmış,
onu doğru yol sanmış da doğru yolundan mı sapmış?
doğru yol var mıymış?
varsa onun yolu bile değilmiş.
yoksa zaten hiç kimsesizmiş.
Şaşkın bakakalmış bir çığ gibi bakakalamamış.
kapanmış gözler. kapanmış saçlar, saçlara kapanmış.
karışmış.
çağ gelmiş, çağırmışlar.
çağırılmışlar dost meclisine.
kapanmış gözler, kapanmış saçlar birbirine.
eller varmış iki yanda kalmış,
iki ayrı çiftten 2 çift el olmuş,
bir bedenmiş.
orada dururmuş.
konuşmuş, susmuş,
susunca söylediği çokmuş.
çok söyleyince doğrulmuş,
kalkmış gitmiş yoluna koyulmuş.
yol onun muymuş?
yoldan geçen o muymuş?
onun muymuş?
kapanmış gözler, saçlar kapanmış birbirine...
Subscribe to:
Posts (Atom)